30 Yaş üstü okuyuculara yöneliktir

30 Yaş üstü okuyuculara yöneliktir

Maziyi Yad Etmek İsteyenler Okusun…

Bu Yazıda Anlatılanlar Tamamen Hayal Ürünüdür!

Kişiler ve kişilikler maziden esinlenmiştir! Günümüz Türkiye’si ile uzaktan yakından alakası yoktur!

Mazi gözümüzde canlanıyorsa çıkmazlardayız demektir. Genelde dert ve acı rüzgârlarının savurduğu köşelerde çıkmaza girdiğimizden ötürü acı içinde özlemle yâd ediyoruz maziyi…

Şimdi kapatın gözlerinizi, hiçbir şey düşünmeyin ve biri size bu yazıyı okusun!

Çocuktuk, acı, dert ve kederden uzak hayatlarımız, arkadaşlıklarımız ve toplumumuz vardı. Herkes işinde gücünde, kendi dünyasında dönüp duruyordu. Dünya dönerken ortalık karışmıyordu, çarpmıyordu kimse kimseye. Herkes kendi yerinde ve haddindeydi. Herkesin bir evi vardı, o evlerde aile bireylerinin yüzü gülen, bacası tüten, ocağında aşı pişen…  Misafirleri vardı o evin, ev halkı gibi samimi ve içten ama edebini bilen…

Baba çalışır, didinir, anne ise evde iffeti ile yolunu gözler, çocuklarına şefkatle yaklaşır, bakımlarını yapar, evin işi, aşı derken akşam ederdi. Baba işten eve gelir paltosunu çıkartır, sonra annenin hazırladığı yemeğe ailece oturulurdu.  Herkes sofranın ortasına konulan genişçe bir tabaktan yerdi. Kısa bir hasbihalden sonra gece muhabbetleri başlardı.  Saat başı radyodan ajans dinlenilirdi. Ajanslar babalardan sorulurdu. Çocuklar ve evin diğer sakinleri pek dikkat kesilmezdi ajanslara. Baba bilsin yeter. Ev halkını pek ilgilendirmezdi zamlar, derler, acılar, savaşlar, barışlar, siyasi fikir ve akımlar, fitne fesatlar. Babalar bilirdi, görürdü, endişelenir ve gayret sarf ederdi.  Babalar karar alırdı, babalara teslimdi aile. Her kafadan bir ses çıkmazdı. Baba ne derse o olurdu. O bizim için düşünür, bizim için konuşur, bizim için karar alırdı. Dedik ya sadece kaşığımız ayrıydı ama aynı tabaktan yerdik biz! Babamız zorlu hayat denizinde selamet limanımızdı bizim. Anne ise öğretmendi, terbiye eden, eğiten öğreten, hakka ve hayra yönlendiren. Evlatların sözcüsüydü anne. Evlatların taleplerini babaya ileten elçiydi. Baba kızarsa ona kızardı evlatlarının yerine.  Dertleri o dinlerdi hep. Ah annem, ah babam…. Rabbim sizi Rahmetiyle kuşatsın…

Evin büyük oğlu evlenme zamanı geldiğinde babasından hayâ edip söyleyemediği evlenme isteğini annesinin gözlerine bakarak anlatır, anne de gece onlardan gizli babaya durumu anlatır, babadan onay gelince münasip bir gelin adayı bulunur ve hayırlı işin ilk adımları atılırdı. Görücü usulü hayırlı evlilikler, sırf Allah rızası gözetilerek verilen kararlar ve neticesinde uzunca bir ömür boyu mutluluğun kapısı aralanırdı. Evin kızı babasının yanında konuşmaktan hayâ eden bir duruşla bir köşede hanım hanımcık duruşu o evin farklı bir süsüydü. Evin küçüğü kucaktan kucağa atlayıp, evde misket yuvarlatmakta ve ara ara tatlı sesiyle kuş cıvıltısıyla evin neşe kaynağıydı. Böylece mutlu bir şekilde hayat devam ediyordu…

 

Neyse elektrikler geldi, Oğlum şarj makinesi nerdeydi!

Rabbim ailelerimizden sağlık, huzur ve mutluluğu eksik etmesin, bizlere dünya ahiret saadeti bahşeylesin inşallah…

Eskisi gibi mutlu olama ve olabilme temennisi ile selam ve dua ile…

Ömer AŞKIN

foto
Yazar: Ömer Aşkın
YORUM YAPIN(üye olmadan da yorum yapabilirsiniz)
Yorumla
İptal